2 Eylül 2014 Salı

Seda Oturan ile bulutlara yakın bi yer(ler)de...

              Siz onun henüz 28 yaşında olmasına aldanmayın sakın. Buraya yazıyorum. Seda Oturan "büyük" bir kadın.  Büyük ve daha çok büyüme kapasitesi olan bir kadın.  Kendi sektöründe birlikte koştuğu herkesi yaya bırakacak; hatta kusuru bakmasınlar ama  nal toplatacak bir kadın. Işıl ışıl, cıvıl cıvıl, enerjisi gözlerinden patlayan, daha ilk bi kaç dakika içinde sizi de içine alan bir kadın. Bi kere ben yaptığı işe duyduğum tüm hayranlığıma rağmen "şımarık" bir insan bekliyordum. "işte ben Milano'da yaşıyorum da, aman da şunları şunları yaptım, yapıyorum da, yapacağım da" minvalinde seyredecek bir sohbet olacak sanıyordum. Alakası yok (muş)! Beni başkaları anlatsın, yaptığım iş anlatsın mantığını içselleştirmiş bir kadın. Daha beşinci dakikada kendini anlatmayı bırakıp, sizi tanımaya çalışan, size sorular soran  bir kadın. Hani bi ara "ne oluyor yaa! röportajı ben yapacaktım hani" diyorsunuz neredeyse. O derece! :) Bunu da çok önemsedim çünkü; bu da karşısındakine "değer" vermekle ilgilidir. Bırakın röportajı eş dost sohbetlerinde bile sonsuza kadar kendini anlatan insanlar vardır. Sohbeti bırakın bi derdinizi anlatmaya başlarsınız bi de bakmışsınız ki hiç bi halt anlatamadan dert dinler pozisyonuna geçmişsiniz. Bu da insanın (yaşla tamamen bağımsız olarak) olgunluğuyla ilgili bi şeydir. Kendi içinde bi şeyleri çözmüş, başarmış, anlamış bir kadın/adam kendini yüceltme ihtiyacı duymaz. Ordan gelecek üç kuruşluk prime göz koymaz. Çekilir kenera, işini yapar. O işini düzgün yapınca kendinin ekstra bi şey yapmasına da hiç gerek kalmaz. Başkaları anlatır onu. Başkaları konuşur...Ben konuşuyorum şahsen, daha da konuşacağım! Daha çook konuşacağız...















 Bi kere inanılmaz yaratıcı! Daha önce yazmıştım, okuyanlarınız hatırlar mutlaka 25thhourlingerie markasının yaratıcısı. Aslında Milano'da yaşıyor ama burda da bir atölyesi var. Ailesi de burada yaşadığı için sık sık İstanbul'a gelip gidiyor. Ve itiraf edeyim orda yaşadığı hayata çok imrendim. "Ayağım toprağa değiyor Oya!" diyor. "Her yere bisikletle gidip geliyorum, köy hayatı gibi düşün  ya da belki tatil rutini. Barım da,  kahvesine doyamadığım kafem de evimin hemen altında. Biz her şeyi insanlar için yapıyoruz güya ama; İstanbul'da en değersiz şey belki de insan. Gözünün gördüğü yer araba, sence de bi tuhaflık yok mu bu işte?" diyor. Gözlerindeki ifade gerçekten "soru" soruyor. Laf olsun diye konuşmuyor.
"Biliyorum kitap hediye etmek hiç yaratıcı bir fikir değil ama ben bu kitabı o kadar çok seviyorum ki, herkes okusun istiyorum...o yüzden sana da aldım!" diyorum.  (Stefan Zweig-Satranç)
Çığlık atıyor... "Sen şaka mısın? sürpriz yumurta mısın nesin, çook istiyordum bunu okumak!" diyor.  "İş" anlamında çok istediğim bir röportaj yapmış olmanın keyfini koyun bi tarafa; aslında  ben  şahane bi insan kazanmış olmanın keyfini sürüyorum şu an ...ve sizi onun hikayesiyle baş başa bırakıyorum...

Son zamanlarda beni yaptığı işle bu kadar heyecanlandıran başka bir kadın/adam olmadı. Göz bebeklerim yuvasında tuhaf eksenler çizdi. Kan akışım hızlandı…ve bilgisayarın  başına oturup KİM BU KADIN? sorusunun cevabının peşine düştüm. O kadar  sahici bir arayışmış ki beni sizinle buluşturdu.

 Şimdi size sormak istiyorum. Kim bu Seda Oturan? 

-Seda oturan kimdir sorusu o kadar zor bir soru ki, ben kendimi nasil size anlatabilirim diye kafamdan bir ton sey geciyor... zorlanıyorum. Ama ille de kelimelere dökeceksek  1986 haziran istanbul doğumlu tam bir ikizler kadini( yukselenide ikizler),Acaip azimli ,meraklı, Çok değisken,bulutlardan resimler çizen cok havai, güçlü, merhametli, sıcakkanlı, güler yüzlü, aynı zamanda inatçı, pratik ve ani kararlar verebilen,  kaliteli yasamayi cok seven aslında  kısaca çok dengesiz bir karakter diyebilirim:)) hatta ben direk ikizlerin genel ozelliklerini copy paste yapabilirim isterseniz:))  Şaka bi yana özünde hayatı çok seven çok keyif alan bi insanım. 

 Biraz  zaman mekan meselesi vs. gibi şartlar mı sizi buraya getirdi?  “büyüyünce dünyanın en seksi iç çamaşırlarını üreteceğim” diyen bir çocuk profili çok müstesna bir durum çünkü aslında.  Biraz daha geriye, çocukluğunuza doğru gitsek…orda nasıl bir kız çocuğu var?  Nasıl hayaller kuruyordu ve en sevdiği oyuncağı neydi mesela?

-Geçmişe götürdün beni...Ahh cekiyorum... En sevdiğim oyuncağim bahcemizdeki ağaclardi. Inmezdim tepelerinden. Maceraci basbelasi bir cocukluğum varmis diyim ben sana; anlatılalanlara göre. :))  Bir de benim hatırladığım hep bi liderlik söz konusuydu. Mahallede ne tür aktivite yaptıysak bildiğiniz ele başıydım. Hani mahallenin diğer tüm çocuklarını gaza getiren bi tip vardır ya, hah bizimkinde o bendim işte! Fikirler fikirler fikirler...hiç suzmazdı içim...Özgür bir ruhtum hep. O yüzden de aslında çok zor bir çocuktum da diyebilirim. 




 Yalnız dünyanın en seksi iç çamaşırları  derken de zerre kadar abarttığımı düşünmüyorum. Zira biraz amiyane bi tabirle bu işin ağababası Agent Provocateur’se de mümkünse gelip su döksün elinize. Şunu merak ediyorum. Bu nasıl bir yaratıcılık? Nelerden besleniyorsunuz? Hangi duygular onları tasarlarken sizi bu kadar özgürce uçurabiliyor?

-Heralde hayallerimi hic mantik aramadan, ozgurce karsi tarafa vermemden kaynaklaniyor diye düşünüyorum. Yani demek istedigim ben birseyi tasarlarken  "yaa bunu da yapiyim da giyinsinler demiyorum."  Genel bakış açısıyla her çirkinin bir alıcısı varmış gözüyle tasarlıyorum aslında. Tamamen özgürce... Nereden besleniyorum konusu, ben anlardan besleniyorum galiba Oya!  Carpe diem benim için içi boşaltılmış bir kelime değil gerçek hayat felsefem. Gözümde her şeyi canlandırabiliyorum mesela. Çok hayalperestim bi de. Mesela dışarda birinin üstünde çirkin bir kıyafet olsun vs, onu hemen kafamda değiştirmeye başlarım. Altındakini çıkartırım, ya da üstüne başka bi şey geçiririm, kendimden bi şeyler katarak kafamda onu resmen yeniden giydiririm. İçimde var anlıyo musun? Herkesin bi şeylere kabiliyeti var işte. Benimki de bu demek ki. Gerçekten öyle olduğumu kabul edeceksek burda, buna da Allah vergisi diyorum. Başka bi izahı yok inan. 

Bi yerde okudum. “Bana bazen yok artık Seda! Kim giyer bunları diyorlar” demişsiniz.  Öyle durumlarda ölçü hep iç sesiniz mi?  Genel alışkanlıkları ve talepleri ne derece  göz önüne alıyorsunuz?  

-Genel  alışkanlıklar  hiç umrumda değil.Hatta nefret ettiğimi söyleyebiliriz! Fazla umursamaz tavrımdan da çok tepkiler alıyorum aslında. Ama hep iç sesimi dinliyorum ben. Bu anlamda enerjim ve sezgilerim gerçekten çok kuvvetli. .

Markanın adı 25th Hour Lingerie.Bunu da “kadınlara artı bir saat hediye ederek geceyi daha uzun kılabilmek şeklinde açıklıyorsunuz. Burada geceyi daha uzun kılmaktan kasıt tam olarak nedir? İşin aslı biraz komik gelecek belki ama ben ilk okuduğumda resmen “ön sevişmeyi uzatmak, geceyi daha eğlenceli hale getirmek” gibi düşündüm. Ama tasarladığınız şeyler o kadar kışkırtıcı ki tam aksine gecenin ömrünü çok kısaltmaya da müsait? J Hatta kalbi olan o riski almasın bence.   O aradaki nüans tam olarak nedir?


-Iste senin gibi düşünen birini daha yakaladım!! Iste bunu çook seviyorum! Tam anlamiyla  bu söylediğin şeyi ben de içimden hep bu enerjiyle söylüyorum.  Yani +1 saat kime gore neye gore derken , anlatmak istedigim bu!!! Ne guzel ifade etmissin! Ön sevişmeyi uzat kardeşim...bu hayatta aşk,  sex  ve ölüm  gercegi var.. 'Anini yasa '
Benim sana vereceğim nüansı sen zaten orda yakalamışsın!! Sloganim good-night!  :) Sen doğru yerde doğru şekilde kullan iç çamasirini ..  

Peki tam olarak o profili tarif edebilir misiniz bize? 25th Hour Lingerie kadını nasıl bir kadın? Mesela kilosu önemli mi? Çok kilolu bir kadının da o ruha bürünme şansı var mı? Huyu suyu nasıl? Nasıl bir karaktere sahip?

-Hiç önemli değil, yeter ki kadın olsun!!  25thhour kadini  çok çok farklı çok entellektuel , cok sosyal , cok kendine guvenen.... Yer ,zaman hiç önemli değil; dogru yerde doğru iç çamasirini kullanan kadin!! Karakteri güçlü  ve olağan üstü  çekici bir kadın! Gerisi teferruat. 

Hep yaptığım bir şey gibi algılanmasın ama birkaç kez yurt dışına çıkmışlığım var. Londra’dan Paris’ten aldığım iç çamaşırları (ki denemeden aldım ikisinde de ) üzerime olmadı. Sutyen kısmı küçük geldi. Türkiye’de hep kullandığım bedenleri almıştım  oysa ki. Bu sadece bana tesadüf etmiş bir şey olabilir mi? İnternet üzerinden hiç denemeden kendi beden numarasıyla sizin ürününüzü alan bir kadının böyle bir şeyle karşılaşma ihtimali var mı?

-Her ülkenin kullandığı ölçü farklı. Şöyle anlatayım,  fransa olsun İngiltere olsun e bir de türk kadını olsun. Zaten hem görsellik hem estetik farklı. Kullandığı prova mankenleri bile farklı. Bu yüzden size önerim  'cupsize' inizi iyi bilmeniz gerektiği.Dünyada bütün  cup olçuleri aynidir. Göğüs ölçüleri farklıdır. Yani örnek verirsem ki ben bu hataları çok yaşıyorum. Müşteri  80A cup mesela ama B almis!orda A cup var B,C,D,DD...F,FF ye kadar yolu var. Kadın göğüs ölçüsünü bilmeli arkadaş! :) Internetten iç  çamaşiri siparişi veren kadin ölçüsünü çok iyi bildiği  surece, sorun cikmaz. Ki ben ürünlerimi internette  bu riski almamak için  daha çok balensiz, cupsiz standart  ölçüler kullanıyorum. 

Bir de kullanım açısından ne kadar pratik ? Bu kadar tasarım ürünlerin günlük kullanım açısından çok fonksiyonel olmadığı da düşünülür hep.  İşe giderken de hatta abartacağım belki biraz ama;  pikniğe giderken de giyebilir miyiz? Bunların hepsini birden göz önüne alıyor musunuz?



İşte hep söylediğim şey, doğru yerde doğru iç çamaşırını giyinmek. 'Phantoso'yu tabiki piknikte gyinemezsin yada 'femme fataley'.Onlar ozel gunler icin. Zaten musteri ihtiyacina gore aliyor.ben bu yuzden 3 capsul yaptim.exclusive collection daha geceyi sana cagiristiran modeller.'La parisienne' ve 'the divas' collection heryerde hersekilde giyinilebilecek modeller.Aslinda biraz da kadinda bitiyor.nasil kombinleyecegine bagli.

Çok başka bir gözünüz başka bir düş gücünüz var gerçekten. Düpe düz jartiyer çorabı denilecek çorapları postallarla spor ayakkabılarla kombinleyip günlük hayatta  kullanıyorsunuz. Hani gözümle görmesem “ o ne öyle ya! Daha neler? Çok abuk durur” diyeceğim ama gördüğümde inanılmaz zevkli ve klas bulduğum bir görüntü. O ince dengeyi nasıl tutturuyorsunuz?  Çok banel durmaya müsait bir şeyi nasıl o kadar seyirlik bir kompozisyon haline getirebiliyorsunuz?

Dahi mi:)) delisin sen! Ya deli ya da gerçekten aşıksın! İkisine de varım! :) Cok mutlu ettin beni !!Şöyle soyleyim, beğenenler var beğenmeyenler var. Sen beğenmişsin. İşte bu da senin ne kadar vizyon sahibi olduğunu gösteriyor aslında bana! Avamlık başka rüküşlük başka, bence moda olması gereken bir ikon bu!! Bunu fark edenler zaten yapacaktir. Gözlerimiz alışmadığı şeyi sevmez misali.  Ama yine soyluyorum o jartiyerle postallari gyin bakalim taksimde:)) Kompozisyon dedigim sey, dogru yerde dogru şeyi giyindiğin sürece hiç bir sorun yo derim ben hep. Ama karşına öyle çıkarsam kadıköyde mesela :) sen de beğenmezsin beni.  

Bir de yakında bikiniler geliyor sanırım..? Onlar nasıl  tasarımlar olacak? Plajlarda ısı kaç derece artacak? 

Bikinleri seneye yazın görüceksiniz. :) Hiç yorum yapmıyorum!  Susuyorum.

 Biraz da sizin karakterinizden söz etsek…biraz yüksek sesle gülünce bile “az bi edepli gül” diye dürtülerek büyütülen kadınların toprakları burası. Sizin  nasıl bu kadar cüretkar, kendinden emin ve meydan okuyan bir duruşunuz var? Nasıl bir ailede yetiştiniz mesela ?  Ya da bu önemli mi? Yoksa insan yetişdiği aileden ve toplumdan tamamen bağımsız olarak kendi kendini inşa edebilir mi?

İşte ben hep o susturulan kadın oldum!!!! (asla susmadım ama) Aşırı mutlu olurdum, aşırı kahkaha atar aşırı sinir yapardım. Her şeyin aşırısını yapardım ben Oya! Annemin  devamlı "abartma Seda!!"  sözünü duya duya büyüdüm. Bastırılmış duygular...bilinçaltı tabi her şey, belki de olması gereken buydu. Çok kalabalık bir ailede kardeşlerim, teyzemler, halamlar, kuzenlerimle büyüdüm. Standart bir aileye sahibim. Tunceliliyim. Ha ama insan yetiştiği aileden çok bağımsız olabiliyor tabi. İki kardeşin birbirinden çok farklı olması gibi. 
Babam abim ablam halam amcam dedem...herkes inşaat muhendisi ben aradan siçramisim iste:)) Bunu da neye yoruyorum biliyor musun, düzgün giden bi yolu birilerinin mutlaka bozması gerekir ya sanki, işte ben o oyunbozanım bizim ailede. Hatta sizinle paylaşmak isterim ;beni hep sirketin avukati olarak yetistirdiler okuttular. Oldu da. İstediklerini verdim. Hukuk fakültesini kazandım. Sırf onların içi rahat etsin diye. Sonra da evden kaçtım!! İtü moda tasarım sınavlarına girdim gizlice.18 yasindaydim, şimdi 28 .iyiki yapmisim!! 


Erkek olsam tam tavlamak isteyeceğim kadın modelisiniz. Zeki, güzel, yetenekli, üretken, yaratıcı! Peki Seda Oturan’ı tavlamayı kafaya koymuş bir adam hayal etsek…siz onu nasıl tarif edersiniz? Sizi nasıl bir adam heyecanlandırır?

Sen beni baya bi  şımarttın. :)) Çok çok teşekkür ederim önce bu güzel hislerin için... Sen böyle söyleyince tıkandım şimdi bu soruda! :))  Beni heyecanlandıracak erkek ailesine çok düşkün, deli ve deli başarılı olmali. Fiziksel olarak hayal edersek;) Benden uzun,spor yapmayi seven, dans etmeyi seven mümkünse dovmeli:) cirkin uzun sacli biri:)) Bisey diyim mi, aslında hepsini boşver de önce enerjisi tükenmeyen biri olmalı! Deli olmalı yaa işte deli deli deliiii!!! 


Peki hayatın içinde sizi heyecanlandıran başka şeyleri sorsam…bir anda enerjinizi yükselten, adrenalinizi tavan yaptıran şeyler nelerdir? Nelere karşı çok büyük iştah duyarım diyebilirsiniz? 

Ooof adranalin manyağiyim ben. Maceracıyım. O yüzden nerde olay, ben ordayım! Bi de çekiyorum remen. Bozcada' da büyüdüm. Şarapçıyım. :) Şarap vazgeçilmez bir iştah benim için, başlı başına bir kültür. Onun dışında kayalıklardan atlamak, paten kaymak, hoplayıp zıplayıp dans etmek...hep açım ben. Hep! 



LÜTFEN AŞAĞIDAKİ BOŞLUKLARI DOLDURUNUZ… J

-En son evde miskin miskin koltuğumda yatarken elimde  M.S 2150 kitabı vardı.

-En son çalan bi telefona çok mutlu olduğumda arayan kişi  kimse ..dı.

-Son zamanlarda en çok  my head is a jungle şarkısını mırıldanıyorum.

-Bu ara en çok   bozcaadayi   özlüyorum. 

-Flört etmekten en zevk aldığım insan/şehir/hayvan    ottoviano(kedi :) )

-Şu an kendimi     enerjim patliycak gibi   hissediyorum.

SON OLARAK : Bu biraz alakasız gibi duracak ama;  Seda Oturan’ın oyalamaca okurlarına bir güzelliği olsun bu da lütfen ve  aslında en çok da kendim için soruyorum: Milano’ya ilk defa gidecek biri için “Elinde bira güzel bi müzik eşliğinde ayakta usul usul sallanacağı ve gene elinde bir kitapla bir taraftan kahvesini yudumlayıp, bi taraftan miskin miskin geleni geçeni seyredeceği iki mekan adı istesem..?


Milanoda elinde biran 'roll over bethoween' -'tunnel' - ve jazz bar 'blue note'


Kahve olayi, milano da' brera ' da ki tum cafeler !!



Dipnot: Son soruyu haince bir tuzak olarak hazırlamıştım aslında. Kendimi davet ettirmek için. Meğer hiç gerek yokmuş... Seda o kadar içten o kadar sahici bi kız ki, ben o daveti zaten havada karada kapacakmışım! :) Belki fi tarihinde giderim, belki hiç yolum düşmeyecek ama artık biliyorum ki, bi gün yolum düşerse Milano'da beni dünyanın en eğlenceli, en naif, een mütevazi en çılgın en en eeenn kızlarından biri beni bekliyor olacak...Hem zaten bayılırım bünyesinde bütün zıtlıkları biraraya getiren insanlara...Seda Oturan onlardan biri! Onu izlemeye devam edin...!

Şa şı ra cak sııı nıızzzz!
Şaşırtacaakk!

http://www.25thhourstore.com/tr/shop/femme-fatale-2/

dipnot2) Birlikte olduğumuz fotoları Seda'nın italyan arkadaşı Paolo çekti. Ona da kocaman bir teşekkür gönderiyorum...Grazie Paolo! ;)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

hoşgeldiniz

Sabır neydi?

Yaklaşık iki buçuk ay önce bir sabah koşma sevdasıyla uyandım. Rüya görmüş gibi... Blogumu düzenli okuyanlar Hatun'umun da hayatıma bö...